Yazıcıoğlu'nu ortadan kaldırdılar!

 

BBP lideri Muhsin Yazıcıoğlu'nun ölümüne neden olan helikopter kazası aslında bir suikast mıydı?
Güncelleme:31 Ocak 2011 19:19

Büyük Birlik Partisi (BBP) lideri Muhsin Yazıcıoğlu'nun ölümüyle ilgili Devlet Denetleme Kurulu'nun (DDK), raporunda helikopterin bazı parçalarının yakılması ve aramalarda yer alan bir kişinin JİTEM'ci olduğu iddiası Yazıcıoğlu kazasının suikast olduğu yönündeki ihtimali güçlendirdi.

Yeni Şafak yazarı Abdülkadir Selvi, BBP'nin eski genel başkanı Muhsin Yazıcıoğu'nun ölümüyle ilgili Devlet Denetleme Kurulu (DDK) raporunu değerlendirdi. Selvi, Muhsin Yazıcıoğlu'nun suikaste kurban gittiğini savundu.

"Merhum Muhsin Yazıcıoğlu ile birlikte 5 kişinin yaşamını yitirdiği helikopter kazasıyla ilgili zaman geçtikçe kuşkular da artıyor" diyen Selvi, yazısında rapordan yola çıkarak şu tespitlerde bulunuyor.

SUİKAST MI KAZA MI?

"Devlet Denetleme Kurulu Raporu'na giren, 'Helikopterin bazı parçalarının gece orada kalan XXXX timince yakılmış olabileceği anlaşılmıştır' ve arama çalışmalarında ön planda yer alan İ.Y.'nin JİTEM'ci olma şüphesi, Yazıcıoğlu'nun suikaste kurban gittiğini gösteriyor. Arama kurtarma faaliyetleri sırasında ön planda olan İ.Y.'nin ise JİTEM elemanı olduğu yönünde iddialar bulunuyor.

Siyasi suikastler büyük çaplı operasyonların bir parçası olduğunu bildiğimiz için Yazıcıoğlu'nun ölümünün bir kaza mı yoksa bir suikast mi olduğunu tespit etmemiz gerekiyordu.

Olayı aydınlatmak üzere TBMM'de bir komisyon kuruldu, yeterli görülmedi. Başbakan Erdoğan'ın talimatıyla ikinci bir komisyon daha kuruldu. Cumhurbaşkanı Gül de DDK'yı harekete geçirerek kapsamlı bir çalışma yapmalarını sağladı.

Yazıcıoğlu olayını soruşturan komisyonlarda görev yapan önemli bir isimle konuştuğumda, "Artık olaya suikast olarak bakıyorum" bakmıyorum demesi bende soru işaretlerini arttırdı.

ARTIK SUİKAST DİYECEĞİM

O nedenle, iyi ki Muhsin Yazıcıoğlu'nun davasını güden eşi Gülefer Yazıcıoğlu, çocukları, BBP'deki dava arkadaşları ve olayın peşini, "Dost ve kardeş" duyarlılığı ile takip eden Cumhurbaşkanı Abdullah Gül ve Başbakan Erdoğan var diyorum. Bu yüzden ben de artık, "Muhsin Yazıcıoğlu suikasti" diyeceğim.

Devlet Denetleme Kurulu'nun raporunda, "xxx" işareti ile kapatılan bölümler var. Suikastin sırrı bir ölçüde o "xxx" lerin altında, bir ölçüde de henüz yazılmayan raporlarda gizli.

Öncelikle şunu belirtmeliyim, Meclis'teki ilk komisyonun hazırladığı rapor, kimseyi tatmin etmemişti. Şimdi öğreniyorum ki, komisyon ciddi bir direnişle karşılaşmış. Maraş Valiliği'nden yeterli bilgi ve belge alamamışlar. Dönemin Maraş Valisi'nin olayın aydınlatılması için çaba gösterdiği ancak onun da Emniyet ve Jandarma istihbarat başta olmak üzere kazayla ilgili birimlerden bilgi alamadığı sonucuna varmışlar.

Komisyondan bilgi gizlenmesinin altında ne yatıyor acaba?

Yazıcıoğlu suikastini araştırmak üzere kurulan ikinci komis-yona ise bilgi akışı hızlanmış.

Çünkü Maraş Emniyeti'nde bir dizi değişiklik yapılmış. Bu arada Maraş Emniyeti'nde Ergenekon sanıklarından eski Özel Harekatçı İbrahim Şahin ile bağlantılı bir grup tespit edilmiş, 3 Özel Harekatçı gözaltına alınmıştı.

Dink cinayetinde bazı isimlerin BBP ile bağlantısı çıkınca merhum Yazıcıoğlu, "Bizim tarlayı çok önceden sürmüşler" demişti.

NEDEN HEDEF OLDU?

Geçmişte yaşadıklarıyla hesaplaşmayı göze alabilen bir isimdi Yazıcıoğlu. O nedenle 28 Şubat'a karşı olduğu gibi 27 Nisan e-muhtırasına yiğitçe karşı çıktı.

Bunu ilk kez burada açıklıyorum. Dink suikastiyle ilgili fotoğrafı ona ilk haber veren kişi bendim. Haber, Dink cinayeti nedeniyle Trabzon'a gönderdiğimiz muhabirimiz Yakup Bulut aracılığıyla bir fotoğrafa ulaşmıştık. Genel Yayın Yönetmenimiz Mustafa Karaalioğlu, "Muhsin Bey'le bir görüş. Onu incitmeyelim ama haberi kullanalım. Olay neymiş, anlayalım" demişti. Gece yarısıydı. Fotoğrafı anlattım. Kısa bir sessizlik oldu. Sesi hafif karıncalandı. Önce hatırlayamadı. İnkar da etmedi. Bunun üzerine, "Siz bir soruşturun. Sizden haber gelmeden kullanmayız. Rahat olun" dedim. "Gardaş inceleyip sana döneyim" dedi. Yarım saat geçti. "Doğruymuş. Trabzon'a gittiğimde meydanda partili-lerle sohbet ederken yanımda durmuş, fotoğraf çektirmiş" dedi. Biraz konuşunca, "Elazığda'ki arkadaşlara sordurdum. İlk başlarda gelir giderdi ancak daha sonra karışık ilişkilere girdi dediler. Yanıma girmeye çalışıyordu. Dikkatimi çekti, arkadaşlara 'yanımdan uzaklaştırın' dedim" diye izah etmişti. O kişi Erhan Tuncel'di.

DAĞLICA BASKINI

Dağlıca baskınını da ilk haber alan kişiydi. 21 Ekim 2007 günüydü. O gün Cumhurbaşkanlığı referandumu vardı. Haberi almış, ilgili yerlere bildirmiş. Görüştüğü Cumhurbaşkanı Gül kendisine, 'Haber kaynakların sağlammış' demişti.

Özel Harekatçılar içinde gönül bağı olan çok insan vardı. Haber kaynağını sorduğumda, "Bizim çocuklar" demişti.

Muhsin Yazıcıoğlu siyasi dengeleri alt üst edecek sayıda milletvekili olan bir partinin genel başkanı değildi, ancak manivela gibi küçük bir destekle büyük kütleleri yerinden kaldıran bir güce, Türkiye'nin darbelerle mücadele konusundaki hafızasına sahipti. Dahası siyasetin vicdanıydı.

Yazıcıoğlu ile ilgili olarak, 'yaralı, yaşıyor' şeklindeki istihbarat notunu, dostluğa dayalı olarak BBP yöneticileriyle paylaşıp, başına gelmedik iş kalmayan Kayseri Valisi Mevlüt Bilici'ye bu bilgi nereden gelmişti peki? Kayseri Emniyet İstihbarat'tan, onlara da Maraş Emniyet İstihbarat'tan gelmişti.

DDK'nın raporundaki "x"li bölümlerden birisi de o günkü istihbarat şube müdürüyle ilgili.

3 gün sonra helikopter enkazını Döngel köylüleri buldu. Köylüler kar ve tipide donma tehlikesi atlatarak helikopter enkazına ulaşıp, Türkiye'yi bir ayıptan kurtardılar. Ancak Döngel köylüleri kendilerini, "Ergenekon silahları"ndan kurtaramadılar. Döngel köyünde bulunan 7 lav, 15 el bombası ve 1 sis bombasından lav silahlarının Ergenekon silahlarının seri numarasından ve MKE yapımı olduğu ortaya çıktı. Bu neyin mesajı acaba? Birçok kuşku var. En önemlilerinden biri, helikopterdeki kayıt cihazlarının enkazın bulunmasından sonra birileri tarafından sökülerek yok edilmesi. Bu ancak çok profesyonel birimlerin yapabileceği bir iş...

Bir de yangın konusu var. Yani delillerin yok edilmesi diyebiliriz buna.

Onu da DDK raporundan verelim.

"Kaza mahallinde yakılarak kısmen yok edilen helikoptere ait bazı parça ve atıkların, 28.03.2009 günü bölgede bulunan XXXXXX ve daha sonra oraya ulaşan ve gece orada kalan XXXXXXXXXXX timi tarafından yakılmış olabileceği anlaşılmıştır."

Başka soruya gerek var mı? Var. Çünkü Muhsin Yazıcıoğlu suikastinde pandoranın kutusu yeni açılıyor.

Son bir soru da bizden: Arama kurtarma faaliyetleri sırasında ön planda olan bir isim İ.Y. Bu kişinin JİTEM elemanı olması mümkün mü? Bir X'de buraya mı koyacağız yoksa, özel bir ekip oluşturup, yeni bir bakış açısıyla suikastin arkasındaki ipuçlarını bir bir ortaya mı çıkaracağız. İş yeni başlıyor...

ÇOK ŞEY BİLİYORDU

Çok şey biliyordu Muhsin Yazıcıoğlu. Hem güçlü haber kanalları vardı hem de 12 Eylül öncesinde yaşadığı dene-yimler ve birikimleri sayesinde işin nereye gittiğini görebiliyordu. Sadece bilen bir insan değildi aynı zamanda bir hareketin lideri ve eylem adamı olması nedeniyle engel olabiliyordu.

Bu nedenle ara dönem heveslilerinin BBP'nin gençlik yapılanması olan Alperenleri kullanmalarına imkan vermedi. O muhafazakar-milliyetçiler üzerine hesabı olanların önünde bir setti. Hrant Dink suikastinden sonra,"hepimiz Ermeniyiz" diye yürünmesine tepki göstermiş, şimşekleri üzerine çeken açıklamalar yapmıştı. Ancak Dink cinayeti aydınlatılmadan yapılmak istenenlerin anlaşılamayacağına inanıyordu.

HAVA KUVVETLERİ İDDİALARI YANITLADI

Hava Kuvvetleri Komutanlığı, eski BBP Genel Başkanı Muhsin Yazıcıoğlu ve beraberindekilerin hayatlarını kaybettiği helikopter kazasının olduğu tahmin edilen saatlerde, olay mahallinin 74 kilometre içerisinde F-4 ve F-16 uçakları da dahil TSK'ya ait herhangi bir hava trafiğinin olmadığını bildirdi.

Hava Kuvvetleri Komutanlığı'ndan yapılan açıklamada, 29-30 Ocak 2011'de bazı gazetelerde ''Enkaz Üssünden Uçuş'' ve ''F-16 Şüphesi'' başlıklı haberlerin yer aldığı belirtildi.

Haberlerde, ''Muhsin Yazıcıoğlu ile birlikte beş kişinin ölümüyle sonuçlanan helikopter kazası ile ilgili Devlet Denetleme Kurulu (DDK) raporlarına göre olay sırasında bölgede hava trafiğinin yoğun olduğu, Safa 51 adlı bir uçağın enkazın üzerinde daireler çizdiği ve TSK'nın yazılı olarak iletilen soruya cevap vermediği''nin iddia edildiği belirtilen açıklamada, şöyle denildi:

''Cumhurbaşkanlığı Devlet Denetleme Kurulu'nun talebi üzerine, olay gününe ait bölgedeki askeri radarlar tarafından izlenen tüm hava trafik bilgileri ayrıntılı bir şekilde incelenerek Devlet Denetleme Kurulu'na gönderilmek üzere 21 Ocak 2011 tarihinde Genelkurmay Başkanlığına bildirilmiştir.

Daha önce ayrıntılı inceleme raporlarında da belirtildiği gibi habere konu olan ve Safa 51 adlı olduğu söylenen eğitim uçuşu, kazanın muhtemel saatinden yaklaşık dört saat sonra, GMT saat dilimine göre 16.48'de (Türkiye saatine göre 18.48), anılan bölgeden 19.000 feet (6300 m) irtifadan geçiş şeklinde icra edilen TSK'nın günlük planlı rutin eğitim görevidir.

Söz konusu görevin askeri radarlar tarafından takip edildiği ve kaza ile ilgili bir boyutunun olmadığı gibi, olayın olduğu tahmin edilen saatlerde olay mahalli 74 kilometre içerisinde F-4 ve F-16 uçakları da dahil TSK'ya ait herhangi bir hava trafiğinin olmadığı kamuoyuna saygı ile duyurulur.''

ULAŞTIRMA BAKANI: RAPOR BİZE ULAŞMADI

Ulaştırma Bakanı Binali Yıldırım, Devlet Denetleme Kurulu (DDK) tarafından, eski BBP Genel Başkanı Muhsin Yazıcıoğlu ve beraberindekilerin hayatlarını kaybetmesine yol açan helikopter kazasına ilişkin hazırladığı raporun kendilerine ulaşmadığını belirterek, ''Bana garip gelen şey, DDK'nın yargıda olan ve ayrıca defalarca konu hakkında uzmanlıkları tartışma götürmeyen kişi ve kurumlarca yapılmış çalışmanın üzerine hangi uzmanlık marifetiyle böyle bir sonuca ulaştığını herhalde önümüzdeki günlerde kamuoyuyla daha açık ve detaylı olarak paylaşacaklardır'' dedi.

Ulaştırma Bakanı Binali Yıldırım, ''Muhsin Yazıcıoğlu'nun hayatını kaybettiği kazadan 4 gün sonra bir fotoğraf yayınlandı. Bu fotoğrafta helikopterin uçuş bilgilerinin yer aldığı CPRS cihazının bulunduğu ancak daha sonraki fotoğraflarda bu cihazın söküldüğü ifade edildi. Bu DDK raporuna da yansıdı. Bu kayıp parçalarla ilgili Ulaştırma Bakanlığının yaptığı bir çalışma var mı?'' sorusu üzerine, kazanın olduğu andan itibaren devletin bütün imkanlarıyla seferber olduğunu, kaza raporunun da yaklaşık 9 ay sonra kamuoyuyla paylaşıldığını söyledi.

Yorum Yaz
Arkadaşların Burada !
Arkadaşların Burada !